fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

türkiye ve tatil

Anadolu gecmis uygarliklari sergileyen dogal bir müzedir

Kokuların Şarkısı Bozburun

Marmaris’e, Bodrum’a gidenlerin kaçı Bozburun’a gider, kaçı yarımadayı dolaşır bilmem; ama ilkbaharda gidenlerin burunlarını kekik ve karabaş otlarının kokuları karşılar.

Baharın denize çiçek tozlarını savurduğu bir gün… Bozburun Yarımadası, doğanın ona bahşettiği güzellikleri bir bir gözler önüne sermeye başlıyor. Turgut Köyü’ndeki çağlayanlar damlalarına damlalar katmış, sedir ağaçlarının köklerini ıslata ıslata akıyor. Gökkuzgunlar, alakargalar yuva yapacak kuytu bir yer arıyor. Badem ağaçları, açmış da açmış, açmış da açmış beyaz çiçeklerini. Eski bir sünger avcısı, kucağına oturttuğu torununa ağların yanında uyuyan kedilerle ilgili bir hikâye anlatıyor. Arıcılar, kovanlarını yoklamaya başlıyor. Selimiye’de, evlerden birinin bahçesindeki muz ağacı yapraklarını kımıldatıyor. Uçurumun kıyısına park edilmiş bir arabanın açık camından yayılan müzik, bir zamanlar Bozburun adalarında esin perilerini bulan Bülent Ortaçgil’i anımsatıyor : “Kimsesiz koylar ortasında, kokuların şarkısı başlar…” Karabaş otları ve kekikler büyük bir mutlulukla dinliyorlar şarkıyı. Onların diliyle konuşuyor Ortaçgil çünkü.

TATLI BİR HUZUR
Aşağıda, mavi suları ak bir makas gibi kesen yelkenli Orhaniye’ye doğru yol alıyor. Söğüt’teki küçük ahşap iskelelerin önünde denizden kocaman bir balık sıçrıyor. İşte, o zaman insanın bağırası geliyor uzaklara, adalara, dalgalara: “Heeey! Heeey! Yaşasın hayat! Heeey! Heeey! Halikarnas Balıkçısı duyuyor musun! Bozburun’dan selam sana…”
Selamımı Halikarnas Balıkçısı’na götürebilecek mi deniz, bilmiyorum, ama batıklara dalmak için hazırlanan dalgıçlar mutlaka duymuştur. Bozburun Tersanesi’nde yaptığı teknenin omurgasının üzerinde çekiç sallayan tekne ustası da duymuştur. Taşlıca Köyü’nün eski, yıkık evlerinin kıyısındaki çayırlarda sakin sakin otlayan yılkı atları da duymuştur. İncir ağaçları, keçiboynuzları, zeytinler, ilk önce onlar duymuşlardır. Öylesine dingin, öylesine sakinleştirici bir yarımada ki Bozburun, küreği suya çarptınız mı, mutlaka birileri duyuyor.
Yarımadaya adını veren Bozburun, Marmaris’e 50 kilometre uzaklıkta. Etrafında birbirinden sevimli köy ve kasabalar sıralanıyor: Hisarönü, Orhaniye, Turgut, Selimiye, Bayırköy, Söğüt, Kızılger ve Taşlıca… Ucunda, Serçe Limanı ve Bozukkale… Bozburunlular, tekne yapımında ustalaşmış. Denizlere neredeyse bir “Mavi Yolculuk Donanması” indirmişler! Ustalar ellerinde fırçalar tekneleri boyarlarken, halkın Gemen Koyu diye adlandırdığı kayalıkların önünde de balıkçılar çoluk çocuk ağlarını onarıyor. Bozburun’da kadınlar da erkekler kadar çalışıyor. 70’lere kadar süngercilik ve balıkçılık onların geçim kaynağı imiş.

DENİZİN ÜSTÜNDE YÜRÜMEK
Orhaniye Köyü’nde ilginç bir plaj var. Coğrafyacılara göre, bu doğal oluşum bir ‘kıyı oku’... Kızkumu denen yerde, kum hareketleri sonucunda koyun içinde 600 metrelik bir yol oluşmuş. İnsanlar güle oynaya denizin içinde yürüyorlar. Bunu şifa için yapanlar da az değil. Kızkumu’nun söylencesi ise şöyle: “Bir zamanlar buralara korsanlar saldırırmış. Köyün en güzel kızının peşine düşmüşler. Kız eteğine kırmızı kumlar doldurup kaçmaya başlamış. Denizin içinde, döktüğü kumların üzerinde koşuyormuş ki, birden kumlar tükenmiş. Kız da suların içinde kaybolup gitmiş.” Yaz günlerinde Kızkumu’nda iğne atsanız yere düşmüyor. İnbükü ve Amazon koylarıyla Dişlice Adası’na gitmek isteyenler, Kızkumu’ndaki balıkçı barınağından tekne kiralayabilirler.
Orhaniye Koyu’nun girişindeki marinaya çekilmiş yüzlerce tekne, yoldan geçen arabaların durmasına neden oluyor. Çünkü tekne ve yelkenlileri görenler, arabalarını kenara çekip çamların arasından görünen marinayı seyretmekten kendilerini alamıyorlar. Orhaniye Koyu’nun ortasında da, korsan öykülerini anımsatan bir ada ve üzerinde bir kale harabesi var. Turgut Köyü ise, Orhaniye’ye 3 kilometre uzaklıkta. Ünlü çağlayanları ve ‘Piramit’ diye tanınan şaşırtıcı yapısıyla turistlerin gözdesi. Cip safari turlarının mola yerlerinden birisi, çağlayanların çevresindeki ağaçların gölgeleri… Çağlayanların ‘cadı kazanları’, birer doğal havuza dönüşmüş. Tahta köprüler derenin iki yakasını birleştiriyor. Su kıyısındaki eski değirmen geçmişten kalan tek iz.

KOCA BİR AKVARYUM
Köyden çağlayanlara giden yol üzerinde, ‘piramit’i andıran bir yapı var. Yol üzerinde demek biraz yanlış aslında. 35-40 metre yüksekliğindeki bir kayanın üzerindeki yapıya, köylüler ‘türbe’ diyorlar. Yanına tırmandığınızda, ağaçlara bağlanmış dilek bezlerini görüyorsunuz. Taş yapı, üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün çoğu toprak altında kalmış; bu bölüm MÖ 2. yüzyıla tarihleniyor. Mezar ya da gözetleme kulesi olarak inşa edildiği düşünülen bu bölümün üzerine bir taş oda yapılmış daha sonra. Definecilerin ‘kazı çalışmaları’ ve kapının üzerindeki lahit, burasının Helen mimarisine göre yapıldığını gösteriyor. Üçüncü bölüm ise, yapının üzerinde bir külah gibi duran sivri kubbe. Yapıyı ilginç kılan da, Bizans döneminde inşa edilen bu kubbe.



DENİZİ BATIKLARLA DOLU
Bozburun Yarımadası, kuytu koylarıyla tekne ve gemilere güvenli bölgeler yaratsa da, Akdeniz’in fırtınalarından nasibini almış. Bozburun kıyılarında, denizin dibi batıklarla dolu. 1973’te Sığ Liman’ın batısında bulunan batık, iki bin amforalık yük taşıyan bir ticaret gemisiydi. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen ünlü Serçe Batığı da, yine buradaki Serçe Limanı’nda bulunan bir 11. yüzyıl kadırgasıydı. Bugün dört bir yanı akvaryum güzelliğiyle var olan Bozburun’da dalış meraklılarını en çok mutlu edecek yer, Apostol Burnu açıkları. Yarımadanın her tarafı tekne gezileri için uygun. Yalnızca, yola çıkılacağı gün rüzgârı iyi kollamak gerek. Gidiş rahat, dönüş zor olabilir.
Bozburun bir toprak parçası değil, denize uzanan bir balkon sanki. Reşadiye Yarımadası ile birlikte dünyanın en güzel çiçek bahçelerinden biri. Ve ilkbaharda, kokularla, kokuları taşıyan rüzgârıyla gönlünüzü çalmaya hazırlanıyor.