Kokuların Şarkısı Bozburun
Marmaris’e, Bodrum’a gidenlerin kaçı Bozburun’a gider, kaçı yarımadayı dolaşır bilmem; ama ilkbaharda gidenlerin burunlarını kekik ve karabaş otlarının kokuları karşılar.
Baharın denize çiçek tozlarını savurduğu bir gün… Bozburun Yarımadası, doğanın ona bahşettiği güzellikleri bir bir gözler önüne sermeye başlıyor. Turgut Köyü’ndeki çağlayanlar damlalarına damlalar katmış, sedir ağaçlarının köklerini ıslata ıslata akıyor. Gökkuzgunlar, alakargalar yuva yapacak kuytu bir yer arıyor. Badem ağaçları, açmış da açmış, açmış da açmış beyaz çiçeklerini. Eski bir sünger avcısı, kucağına oturttuğu torununa ağların yanında uyuyan kedilerle ilgili bir hikâye anlatıyor. Arıcılar, kovanlarını yoklamaya başlıyor. Selimiye’de, evlerden birinin bahçesindeki muz ağacı yapraklarını kımıldatıyor. Uçurumun kıyısına park edilmiş bir arabanın açık camından yayılan müzik, bir zamanlar Bozburun adalarında esin perilerini bulan Bülent Ortaçgil’i anımsatıyor : “Kimsesiz koylar ortasında, kokuların şarkısı başlar…” Karabaş otları ve kekikler büyük bir mutlulukla dinliyorlar şarkıyı. Onların diliyle konuşuyor Ortaçgil çünkü.
TATLI BİR HUZUR
Aşağıda, mavi suları
ak bir makas gibi kesen yelkenli Orhaniye’ye doğru yol alıyor.
Söğüt’teki küçük ahşap iskelelerin önünde denizden kocaman bir balık
sıçrıyor. İşte, o zaman insanın bağırası geliyor uzaklara, adalara,
dalgalara: “Heeey! Heeey! Yaşasın hayat! Heeey! Heeey! Halikarnas
Balıkçısı duyuyor musun! Bozburun’dan selam sana…”
Selamımı
Halikarnas Balıkçısı’na götürebilecek mi deniz, bilmiyorum, ama
batıklara dalmak için hazırlanan dalgıçlar mutlaka duymuştur. Bozburun
Tersanesi’nde yaptığı teknenin omurgasının üzerinde çekiç sallayan
tekne ustası da duymuştur. Taşlıca Köyü’nün eski, yıkık evlerinin
kıyısındaki çayırlarda sakin sakin otlayan yılkı atları da duymuştur.
İncir ağaçları, keçiboynuzları, zeytinler, ilk önce onlar duymuşlardır.
Öylesine dingin, öylesine sakinleştirici bir yarımada ki Bozburun,
küreği suya çarptınız mı, mutlaka birileri duyuyor.
Yarımadaya
adını veren Bozburun, Marmaris’e 50 kilometre uzaklıkta. Etrafında
birbirinden sevimli köy ve kasabalar sıralanıyor: Hisarönü, Orhaniye,
Turgut, Selimiye, Bayırköy, Söğüt, Kızılger ve Taşlıca… Ucunda, Serçe
Limanı ve Bozukkale… Bozburunlular, tekne yapımında ustalaşmış.
Denizlere neredeyse bir “Mavi Yolculuk Donanması” indirmişler! Ustalar
ellerinde fırçalar tekneleri boyarlarken, halkın Gemen Koyu diye
adlandırdığı kayalıkların önünde de balıkçılar çoluk çocuk ağlarını
onarıyor. Bozburun’da kadınlar da erkekler kadar çalışıyor. 70’lere
kadar süngercilik ve balıkçılık onların geçim kaynağı imiş.
DENİZİN ÜSTÜNDE YÜRÜMEK
Orhaniye
Köyü’nde ilginç bir plaj var. Coğrafyacılara göre, bu doğal oluşum bir
‘kıyı oku’... Kızkumu denen yerde, kum hareketleri sonucunda koyun
içinde 600 metrelik bir yol oluşmuş. İnsanlar güle oynaya denizin
içinde yürüyorlar. Bunu şifa için yapanlar da az değil. Kızkumu’nun
söylencesi ise şöyle: “Bir zamanlar buralara korsanlar saldırırmış.
Köyün en güzel kızının peşine düşmüşler. Kız eteğine kırmızı kumlar
doldurup kaçmaya başlamış. Denizin içinde, döktüğü kumların üzerinde
koşuyormuş ki, birden kumlar tükenmiş. Kız da suların içinde kaybolup
gitmiş.” Yaz günlerinde Kızkumu’nda iğne atsanız yere düşmüyor. İnbükü
ve Amazon koylarıyla Dişlice Adası’na gitmek isteyenler, Kızkumu’ndaki
balıkçı barınağından tekne kiralayabilirler.
Orhaniye Koyu’nun
girişindeki marinaya çekilmiş yüzlerce tekne, yoldan geçen arabaların
durmasına neden oluyor. Çünkü tekne ve yelkenlileri görenler,
arabalarını kenara çekip çamların arasından görünen marinayı
seyretmekten kendilerini alamıyorlar. Orhaniye Koyu’nun ortasında da,
korsan öykülerini anımsatan bir ada ve üzerinde bir kale harabesi var.
Turgut Köyü ise, Orhaniye’ye 3 kilometre uzaklıkta. Ünlü çağlayanları
ve ‘Piramit’ diye tanınan şaşırtıcı yapısıyla turistlerin gözdesi. Cip
safari turlarının mola yerlerinden birisi, çağlayanların çevresindeki
ağaçların gölgeleri… Çağlayanların ‘cadı kazanları’, birer doğal havuza
dönüşmüş. Tahta köprüler derenin iki yakasını birleştiriyor. Su
kıyısındaki eski değirmen geçmişten kalan tek iz.
KOCA BİR AKVARYUM
Köyden
çağlayanlara giden yol üzerinde, ‘piramit’i andıran bir yapı var. Yol
üzerinde demek biraz yanlış aslında. 35-40 metre yüksekliğindeki bir
kayanın üzerindeki yapıya, köylüler ‘türbe’ diyorlar. Yanına
tırmandığınızda, ağaçlara bağlanmış dilek bezlerini görüyorsunuz. Taş
yapı, üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün çoğu toprak altında kalmış;
bu bölüm MÖ 2. yüzyıla tarihleniyor. Mezar ya da gözetleme kulesi
olarak inşa edildiği düşünülen bu bölümün üzerine bir taş oda yapılmış
daha sonra. Definecilerin ‘kazı çalışmaları’ ve kapının üzerindeki
lahit, burasının Helen mimarisine göre yapıldığını gösteriyor. Üçüncü
bölüm ise, yapının üzerinde bir külah gibi duran sivri kubbe. Yapıyı
ilginç kılan da, Bizans döneminde inşa edilen bu kubbe.

DENİZİ BATIKLARLA DOLU
Bozburun
Yarımadası, kuytu koylarıyla tekne ve gemilere güvenli bölgeler yaratsa
da, Akdeniz’in fırtınalarından nasibini almış. Bozburun kıyılarında,
denizin dibi batıklarla dolu. 1973’te Sığ Liman’ın batısında bulunan
batık, iki bin amforalık yük taşıyan bir ticaret gemisiydi. Bodrum
Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen ünlü Serçe Batığı da, yine
buradaki Serçe Limanı’nda bulunan bir 11. yüzyıl kadırgasıydı. Bugün
dört bir yanı akvaryum güzelliğiyle var olan Bozburun’da dalış
meraklılarını en çok mutlu edecek yer, Apostol Burnu açıkları.
Yarımadanın her tarafı tekne gezileri için uygun. Yalnızca, yola
çıkılacağı gün rüzgârı iyi kollamak gerek. Gidiş rahat, dönüş zor
olabilir.
Bozburun bir toprak parçası değil, denize uzanan bir
balkon sanki. Reşadiye Yarımadası ile birlikte dünyanın en güzel çiçek
bahçelerinden biri. Ve ilkbaharda, kokularla, kokuları taşıyan
rüzgârıyla gönlünüzü çalmaya hazırlanıyor.
