fav. | | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

türkiye ve tatil

Anadolu gecmis uygarliklari sergileyen dogal bir müzedir

Izmir Yakinlari

Hangi Otel? Alacati  alacati1                                                                              Rüzgârın evi  Alaçatı    

Çeşme’nin yanı başında ama kalabalıklardan ırak, bohem bir sığınak Alaçatı; aynı zamanda sörf meraklılarının birinci tercihi...
“ Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır; rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır” der Sabahattin Ali (1907-1948), “Rüzgâr” adlı şiirinde... Rüzgârın insanın içindeki tüm hırs ve harislikleri sileceğine inanır, yalnızca rüzgâra itimadı vardır büyük şairin.
İnsanın sadece rüzgâra inanası, onun büyülü gücüyle geçmişten sıyrılıp geleceğe umutla bakabilmesini sağlıyor kimi yerler... Rüzgârın isimsiz bir ıslık olup anonimleştiği, herkese değeri kadar değerek tenini okşadığı bir güzide yer, Alaçatı. Rüzgârın evi, rüzgârın tanrılarla eşleştiği, yarıştığı bir minyatür cennet.
Yunan mitolojisine göre rüzgâr tanrısının yaşadığı yer olarak bilinen Alaçatı, sadece İzmir’den değil Bodrum’dan kaçan mütevazı ruhların da sakin sığınağı. Son birkaç yıldır açılan süslü ve bohem mekânlar sayesinde, eğlenceyi zevke dönüştürmekte mahir olanların da, kendilerini ait hissedebildikleri bir sosyal buluşma alanı aynı zamanda. Ya sörf meraklılarına ne demeli? Merkezi, modern mimari dokunuşlarla tarihin estetikle buluştuğu bir mükemmellik abidesi; sahili ise rüzgârla denizde dans edenlerin, dalgalarla savrulanların vazgeçilmez adresi. Sörfçüler açısından dünyanın yedi önemli parkurundan biri sayılan Alaçatı, ilginç coğrafyasının yanında, mimarisi, yel değirmenleri, yetiştirdiği ürünleri, butik otelleri, bakir plajları ve kolay ulaşımıyla da Çeşme’yi gölgede bırakacak özelliklere sahip.
SAKIZ AĞAÇLARI
Begonvillerin, sarılarak tül perde gibi örttüğü taş evleri, küçük dükkânları, avlusu mozaikten kahvesi ve sürprizlere açılan daracık sokaklarıyla Alaçatı, yalınlık ve serinlik duygusunu aşılıyor insana ilk bakışta.
Alaçatı’ya inerken etraftaki sakız ağaçları dikkatinizi çekecek. Ege bölgesine gelen turistlerin giriş kapısı olan Çeşme’nin bir özelliği de hemen karşısındaki Sakız Adası’na gözle görülecek kadar yakın olması. Altı bin yıl önce ilk kez Çeşme’de bulunan sakız ağaçları, azalmakla birlikte verimliliğini hâlâ koruyor. Sakız üretiminin yapıldığı özel bahçeleri ziyaret etmenizi öneririz. Alaçatı’da, 1873’den beri hizmet sunan Sakızlar Restaurant’ın bahçesinde, araştırma konusu olmuş 117 tane sakız ağacı var. Bahçede gezinirken ağaçlardan damlayan sakızların mayhoş tadına da bakabilirsiniz. Reçel, muhallebi, sütlaç, dondurma, likör gibi yiyecek ve içecek ürünlerinin yanı sıra kuduz, yılan sokmaları, mide, akciğer ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı çeşitli ilaçların yapımında da faydalanılıyor sakızdan.
BÜYÜLEYİCİ MİMARİ DOKU
Küçük bir yürüyüşün ardından merkezdesiniz. Eski adı, Anadolu Selçukluları’na özgü, üstü konik, yanları karaçam ve kayın ağacından yapılan ‘Alacık’ çadırlarından ya da yine Selçukluların ünlü ‘Alaca’ atlarından geldiği rivayet edilen Alaçat’tan olan Alaçatı’nın bilinen tarihi, 1850’ye dek gidiyor. O tarihlerde sıtmaya neden olan bataklığın kurutulmasını buyuran sadrazam bu iş için adalardan Rum işçiler getirtir. Gelen Rumlar, büyük toprak sahibi Türklerin verdiği arazilerde bağcılığı geliştirir; geri dönmez. Alaçatı Limanı’nda üzüm işleme tesisleri kurulur. 1924 yılında ise mübadele ile Selanik göçmenleri gelir, Alaçatı’ya. Yeni gelenler bölgedeki bağcılık tarımını bilmediği için tütün işiyle uğraşır. Günümüzde bağcılık da tütüncülük de tarihe karışmış durumda. Ama her iki uğraştan geriye kalan bir mekânda nostalji yaşamanıza kimse engel değil. 1800’lerden kalma eski bir üzüm ve tütün deposunda, özgün mimarisini deforme etmeden misafirlerini ağırlayan bir restoran var çünkü çarşının tam ortasında. Ne bahçesi ne de açık alanı olan bu mekân, ahşap konstrüksiyonlu taşıma sistemi ve yüksek tavanlı binanın taş duvarlarına açılan pencerelerden sızan güneş ışığı sayesinde son derece teatral bir atmosfere sahip. Antikalarla döşenen mekânda ayrıca hafta sonları tango ve sadece profesyonellerin katıldığı ‘milonga’ geceleri düzenleniyor.
Alaçatı’daki pek çok mekânda siesta uygulaması var. Restoran ve kafelerin akşamüstü işbaşı yapmalarını beklerken meydandaki kahvede oturarak serinleyebilir ya da sokakları dolaşabilirsiniz. Alaçatı’nın mimari dokusu büyüleyici güzellikte çünkü. ‘Alaçatı taşı’ adı verilen ponza taşı görünümlü kesme taşlardan yapılan evler, kışın sıcak yazın da serin tutma özelliğine sahip. Çürük bir taş sayılmasına rağmen, havanın karbondioksiti ile birleşince, kalker oluşturup filtre görevi yapıyor. Beldenin zemini de bu taşlarla kaplı. Eski Alaçatı evlerini restore edip yerleşmek, birkaç yıldır çok moda. Karabiber ağaçlarının sıralandığı kimi sokaklara dizili bahçeli villalar ise imrendirici güzellikte. Yerleşime açılmasına rağmen tarihi dokusunu bugüne dek koruyabilen Alaçatı; cumbalı eski evleri, yel değirmenleri, parke kaplı dar sokakları, Boşnak, Arnavut ve Selanik göçmeni güler yüzlü halkıyla gönlünüzü bir anda fethedecek.
Antikaya meraklı olanlar Alaçatı’dan gayet memnun ayrılacaklar. Çünkü burada cumartesi ve pazar günleri açık antika pazarı kuruluyor. Özgün ikonalardan gümüş takılara, kristal kadehlerden yöreye özgü objelere kadar pek çok seçenek mevcut.
RÜZGÂRLA DANS EDENLER
Şimdi sırada deniz var... Merkezden ayrılıp ilkbaharda sapsarı açan mimoza çiçekli yolu takip ederek, rüzgârın enerjiye dönüştüğü tepenin eteğindeki sörf merkezine ya da tam karşısındaki plaja gitmek tercihinize kalmış. Plaj boyunca hafif engebeli tepeleri aşarak pek çok sakin koy da keşfedebilirsiniz.
Alaçatı plajı yaklaşık 15 yıldır sörfçülerin uğrak yeri. Nisan-Kasım ayları arasında en yoğun dönemini yaşıyor. Bu denli tercih edilir olma nedeni ise sahilden yaklaşık 700 metre mesafeye kadar derinliği bir metreyi geçmeyen kum bir sahile sahip olması. Bu sayede yüzme bilmeyenler bile rüzgâr sörfü öğrenebiliyor. Bir diğer önemli özelliği de plajdaki tesisler sayesinde her türlü malzemenin ve ders alma imkânının bulunması.
Akşamı dilerseniz merkezdeki restore edilmiş cumbalı eski evlerin bahçesinde ya da içine yerleştirilmiş restoran ve kafelerde geçirebilir, dilerseniz Alaçatı’nın uzantısı Mersin Liman mevkiindeki çipura çiftliğine gidebilirsiniz. Her tür taze balık ve deniz ürününün bulunduğu bu mekânda, mevsiminde ise küçük körpe sakız enginarından yapılan çeşitlemeleri yemeyi de ihmal etmeyin.
Sabahattin Ali’nin dediği gibi, rüzgâr gibi deli, rüzgâr gibi azamete aşık olacaksınız Alacati da

 Cesme

cesme12

Ege Bölgesi’nde, İzmir İline bağlı bir ilçe olan Çeşme’nin, kuzeyi, batısı ve güneyi Ege Denizi ile çevrili olup, doğusunda da Urla ilçesi bulunmaktadır. Urla Yarımadasının batıya uzanan kesimi Çeşme Yarımadası olarak tanınmaktadır. Aynı zamanda burası Anadolu’nun batıdaki en uç noktasıdır. Yunanistan’a bağlı Sakız Adası’na 8 mil uzaklıktadır. Çeşme yöresinin kıyıları girintili, çıkıntılıdır. Çeşme’nin 22 km. boyundaki kıyılarında Paşa, Şifne, Küçük ve Büyük limanları bulunmaktadır. Ayrıca kıyı boyunca Ilıca, Çiftlik, Altınkum, Çatalazmak, Tekke, Aya Yorgi, Sakızlı plajları ile koyları vardır. İlçe toprakları denize doğru dik olarak inen taşlık ve kayalık tepelerden oluşmakta olup, bunların arasında küçük ovacıklar yer almaktadır. İzmir’e 80 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 2.601 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 37.372’dir. İlçenin ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; zeytin, üzüm, tütün, anason gelmektedir. Ancak, 1960’lı yıllardan sonra turizmin gelişmesi ile tarım üretimi büyük ölçüde ortadan kalkmış ve yerini turizme bırakmıştır. İzmir’in başlıca sayfiye yeri olan Çeşme’de turistik tesislerin yapılmasının yanı sıra turizme dayalı ticaret ile önemli bir turizm merkezi konumuna gelmiştir. İlçede 20’den fazla plaj bulunmakta olup, turistik tesisler daha çok Ilıca yöresindedir. Bunun yanında Tanay ve Uzunkaya orman dinlenme alanları, Şifne İçmeleri ve Çeşme Kaplıcası da önemli turistik yerlerdir.
Antik Çağlarda İonia kentlerinden Erythrai’nin (Ildırı) burada bulunuşu yöre tarihinin Antik Çağlarda başladığını göstermektedir. Erythrai aynı zamanda da İon kentlerinin bir limanı konumunda idi. O dönemlerde korunaklı limanından ötürü bu kent Mısır, Kıbrıs ve Ege ülkeleri ile bağlantı kuran önemli bir ticaret merkezi idi. Prof.Dr.Ekrem Akurgal ve İzmir Müzesi müdürü Hakkı Gültekin’in 1963-1966 yıllarında Erythrai’de yapmış oldukları kazılarda MÖ.III.yüzyılın sonlarına ait akropolde antik tiyatro ve Athena Mabedinin kalıntıları ile 5 km. uzunluğundaki sur duvarları ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca akropolde MÖ.VII.-VI.yüzyıllara ait çok sayıda çanak-çömlek, taş ve topraktan figürinler ele geçirilmiştir. İzmir Arkeoloji Müzesinde bulunan bu eserler Erytrai’nin eski bir yerleşim yeri olduğunun belgeleridir.
Yunanca’da kırmızı anlamına gelen Erythros’tan türetilen Erythrai sözcüğünün buraya isim olarak verilmesi yöredeki kırmızı topraktan kaynaklanmaktadır. Erythrai’de yapılan arkeolojik kazılarda ele geçen buluntular yörede İlk Tunç Çağından bu yana bir yerleşim olduğunu göstermiştir. Erythrai İon kentlerinin aralarında kurdukları Panionion dinsel ve siyasi birliğin bir üyesi idi. Burası Pythagoras ile birlikte Pers egemenliği sırasında kısa bir süre Tiranlık dönemi yaşamıştır. Bu dönemde üreterek dış ülkelere sattığı değirmen taşları ile ünlenmiştir. İlçede ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir. İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Çeşme’nin, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülebilir. Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçenin görülmeye değer tarihi zenginlikleridir. Pausanias’a göre, Erythrai (Ildırı), Giritliler tarafından kurulmuştur. M.Ö. 7.yy’da tiranlar tarafından yönetilen kent M.Ö. 560 tarihinde Lidya egemenliğine girmiştir. Kent İskender tarafından özgürlüğüne kavuşturulana dek Pers egemenliğinde kalmıştır. Kent oldukça güzel taş işçiliğine sahip surlarla çevrilmiştir. Kentte M.Ö.7.yy’ın 2.yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır. Çeşme yöresi, XI. yy. sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliği ile tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, XIV. yy. sonlarındadır. Osmanlı eserleri içinde en çarpıcı olanı Çeşme Kalesi’dir.1508 yılında II. Beyazıt tarafından inşa ettirilen kale, Osmanlı mimarisinin bütün inceliklerini taşımaktadır. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Çeşme Kervansarayı, 1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. U biçiminde planlanan kervansaray, iki katlıdır. Hacı Mehmet Camii ve Hacı Memiş Camii Osmanlı dönemine ait özgün eserlerdir. İlçede Osmanlı dönemine ait birçok tarihi çeşme bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri Hamaloğlu Çeşmesi, Kabadayı Çeşmesi, Kaymakam Çeşmesi, Maraş Çeşmesi, Memiş İbn’i Ahmet Çeşmesi ve Ömer Ağa Çeşmesi’dir. Çeşme kıyılarındaki yirmiye yakın plajın en tanınmışı ve en büyüğü Ilıca Plajı’dır. Burada, deniz ve kum olağanüstü güzellikler sunar. Pırlanta, Çiftlik, Çatalazmak, Küçükliman, Şifne, Germiyan Yalısı, Ildırı Plajları diğer tanınmış plajlardır. Çeşme termal sular açısından zengin bir ilçedir. Ilıca, Şifne, Yıldızburnu gibi pek çok mevkiden kaynayan şifalı sulardan günübirlik ya da çevredeki tesislerde konaklayarak yararlanmak mümkündür. Alaçatı Beldesi, önemli bir turizm merkezidir. Eski yel değirmenleri ve ülkemizde rüzgar kaynaklı enerji üretiminin ilk örneğini oluşturan rüzgar türbinleri beldenin simgesi niteliğini taşırlar.Çeşme'nin en ilgi çeken yerlerinden biri olan Aya Yorgi Koyu aynı zamanda muhteşem bir manzaraya sahip. Gündüzleri hemen karşısındaki Yunan Adalarını rahatlıkla görebilirsiniz. Ilıca, Çeşme'ye 6 km mesafede kaplıcalarıyla ünlü bir belde. Beyaz ve yumuşak kumlu plajıyla özellikle yerli yazlıkçıların gözde mekanı. Ilıca'da, kaplıcaların yer aldığı lüks turistik tesisler bulunuyor. Çeşme'nin güneyinde kalan Alaçatı Köyü, windsurf ve yelken tutkunlarının gözde mekanı. Hiç eksik olmayan, kuzeyden esen rüzgarı burayı bir yel değirmeni cenneti haline getirmiş. Çeşme'nin girişinde yeni yapılan dev yel değirmenlerinin yanısıra Alaçatı'da tarihi yel değirmenleri tüm ihtişamı ve gizemiyle sıralanmakta. Alaçatı Koyu'nda, sadece sörfçü ve yelkencilerin kaldığı otel ve çok sayıda bar bulunuyor. Alaçatı'nın kendine has iki katlı evlerin yer aldığı Arnavut kaldırımlı sokaklarında keyifli bir gezi yapabilirsiniz. Çeşme'ye gelir gelmez neredeyse bütün meydanı kaplayan iki tane ihtişamlı yapı dikkatinizi çeker. Bunlardan biri Kervansaray'dır. İki katlı olan Kervansaray Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır (Aynı yapının bir benzeri de Kuşadası çarşısında yer alıyor) . Dikkat çeken bir diğer yapı ise muhteşem mimarisi ve heybetli görünümüyle Çeşme Kalesi. Kalenin içinde çevreden çıkan arkeolojik kalıntıların sergilendiği bir müze var. Çeşme'ye gitmişken antik Erythria kentinin bulunduğu, Ilıca'ya sadece 15 dakika mesafedeki Ildırı'ya uğramalısınız.

cesme3 cesme5

Urla...

urla1

Urla, İzmir il merkezine 35 km uzaklıktadır. Doğusunda Güzelbahçe ve Seferihisar; batısında Çeşme; kuzeybatısında Karaburun; kuzeyinde ve güneyinde Ege Denizi ile sınırlanmıştır.Sınırları içinde Karantina, Pita, Koyun, Güvercin, Eşek, Hekim, Kösten (Uzunada), Yılanlı, Pırnarlı, Kel Adacık ve Taş olmak üzere 12 tane ada bulunuyor. İlçenin isminin Latince ve Rumca bataklık-sazlık anlamına gelen "Vurla" kelimesinden geldiği, Osmanlı Padişahı Mehmet Çelebi'nin komutanlarından İbrahim Bey'in sefere çıkarken kendisine "uğurola", "uğurlu geldi" demesinden türediği şeklinde rivayeter de mevcut. Tarihi bakımından çok zengin olan Urla'da iskele ve Liman Tepe civarında yapılan kazılarda büyük sur duvarları ortaya çıkarılmış.Yunanistan'dan gelen Aka ve Dor göçmenleri ile Urla halkı, dünyanın hayran kaldığı İyon şehirlerinden biri olan Klazomenai'yi kurmuşlar. Ayrıca bulunan kalıntılar burada Hititlerin de yaşadığını gösteriyor. Bölge tarih boyunca Pers, Yunan, Roma ve Bizans döDoğa ve tarihin kucaklaştığı Urla'da yapılan arkeolojik araştırmalarda İskele Mahallesi'ndeki Limantepe Höyüğü'nün M.Ö. 6000 yıla tarihlenen bir merkez olduğu ortaya çıkarılmıştır. Buluntuların en önemlilerinden birisi de Liman olup, tarihte bilinen en eski limandır. Antik Klazomenai Kenti liman bölgesinde yer alır. Kent, Antikçağ'da özellikle zeytinyağı üretimiyle önemli bir ticaret merkezi olmuştur.nemlerinde merkez şehir olma özelliğini korumuş. Bizans imparatorlarının tarafından ele geçirilen kent, daha sonra Haçlı seferlerinde Haçlıların eline geçmişse de 1403 yılında geri alınarak Aydınoğullarına verildi. 16. yüzyılda, Türklerin yerleşim merkezi oldu.Urla kıyıları ve önündeki 12 ada ile İzmir Körfezi, en güzel şekilde Urla'nın Güvendik sırtlarından seyredilmektedir. Urla köyleri denildiğinde; tiyatrosu ve seraları ile ünlü Bademler Köyü, iç kısımda kalmasına karşın önemli ölçüde turist çekmeyi başaran Barbaros Köyü, kıyıdaki Özbek ve Balıklıova, Gülbahçe köyleri ilk akla gelenlerdir. 

KLAZOMENAI-LİMANTEPE12 İon kentinden biri olan Klazomenai antik kentin bir kısmı Urla kemik hastanesinin bulunduğu Karantina adası üzerindedir. Kent karantina adasının karşısındaki Limantepe'den batıdaki Ayyıldız ve Cankurtaran tepeleri eteklerine kadar yayılmaktadır. Yerleşimin klasik devre ait Nekropolü (mezarlık) Ayyıldız tepe ile Cankurtaran tepenin oluşturduğu zincirin batısında ve Klazomenai-Hypkremnos-Erythrai antik yolunun geçtiği bölgede yer almaktadır. Klazomenai antik kentinin prehistorik dönemi ile birlikte klasik dönemlerini de yansıtan Liman tepe Urla ilçesinde İskele mahallesinde, İzmir-Çeşmealtı yolu tarafından ikiye bölünmüştür.
Kazılar sonunda, Erken Tunç çağına tarihlenen Ege dünyasında koridorlu ev olarak tanımlanan, siyasi ve ekonomik otoriteyi temsil eden saray yapısının bir bölümü açığa çıkarılmıştır. Yine aynı döneme ait, koruma yüksekliği 6 metreye ulaşan şehir suru, Orta Tunç Çağı'na tarihlenen yuvarlak tek mekanlı evler (oval ev) ile bilinen en eski zeytinyağı işliği ortaya çıkarılmıştır.
Klazomenai Zeytinyağı İşliği
Klazomenai işliği kendi dönemine ait küçük buluntularla birlikte açığa çıkarılmıştır. Bu buluntuların bize verdiği tarihlere göre Urla'da kazısı yapılmakta olan işlik, M.Ö.6. yüzyılın ilk yarısında kurulmuştur. Bu işlik, yüzyılın ortasında Persler'in Lydia ile birlikte İyon kentlerini ele geçirdikleri dönemde terk edilmiş; yüzyılın son çeyreği içinde yeni düzenlemelerle tekrar kullanılmıştır. Tüm yerleşmede de izlenebildiği gibi bu tesis, M.Ö.500 dolaylarında İonia ayaklanması sırasında bir daha terkedilmiş ve daha sonra kullanılmamıştır. M.Ö. 4. yüzyılda işliğin bulunduğu alan üzerinde inşa edilen büyük bir yapı için gerekli tesviye çalışmaları sırasında, kaya içine oyularak yapılan tesisin içi doldurulmuş, üzeri örtülmüş ve kayaya oyulmuş alt yapısı bu şekilde günümüze kadar korunup gelmiştir.


urla2

urla4                                                                                                     urla_turkey                                                                                                        

Seferihihar

Seferihisar1 Ege Bölgesi’nde, İzmir İline bağlı bir ilçe olan Seferihisar, kuzeyinde Konak, Urla ve Güzelbahçe, güneyinde Ege Denizi, batısında yine Ege Denizi ve Urla ilçesi, doğusunda da Menderes ilçesi ile çevrilidir.İzmir’in güneybatı kesiminde yer alan Seferihisar Urla Yarımadası’nın güney bölümünde bulunur. İlçe toprakları yüksekliği fazla olmayan dağ ve tepelerle engebelenmiştir. Bu yükseltiler Çamtepe Köyü’nden güneydoğuya yönelik Gödence, Beyler ve Orhanlı köyleri çevresinde bulunmaktadır. Lalecik Tepesi (454 m.), Karadağ Tepesi (545 m.), Güneydağı Tepesi (601 m.) ve Somalık Tepe (924 m.) ilçe sınırlarındaki başlıca yükseltilerdir. Bu tepelerin arasında küçük ovalar bulunmaktadır. Ayrıca Azmak Dere ve kollarının oluşturduğu vadi tabanındaki Azmak Ovası tektonik hareketler sonucu meydana gelmiştir.

İlçenin batı kıyısı Sığacık Körfezine, güney kıyısı da Kuşadası Körfezi’ne açılmaktadır. Doğanbey Burnu ise her iki körfezi birbirinden ayırmaktadır. Seferihisar kıyıları çeşitli dönemlerdeki oluşumlar sonucu meydana gelmiş olup, çok fazla girintili ve çıkıntılıdır. Bunun da nedeni IV.Zaman (Kuaterner) sonucu meydana gelen deniz seviyesindeki değişimler ve tektonik kırılmalardır. Kumsallık olan bu kıyıların karşısında Doğan Adası, Eşek Adası, kanlı Ada (Gelin Adası), Bahadır Adası, İpsili (Çıfıtkalesi Adası) gibi küçük adalar bulunmaktadır.

İlçe topraklarını Azmak Deresi, yassı Çay ve kolları ile sulanmaktadır. İl merkezine 40 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 386 km2 olan ilçenin 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 34.761’dir.

İlçenin ekonomisi tarım ve turizme dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında; zeytin ve satsuma türü mandalina gelmektedir. İlçedeki tarım alanlarının büyük bölümü zeytin ve mandalina bahçelerine ayrılmıştır. Az miktarda buğday, arpa, mısır, üzüm, şeftali ve pamuk yetiştirilir. Ayrıca sera sebzeciliği yapılır. Seferihisar’da Teos antik kentinin bulunması ve Teos ile Akkum plajlarından ötürü kurulan turistik tesisler, orman içi dinlenme yerleri turizm açısından ilçe ekonomisinde önem taşımaktadır. İlçe topraklarında kurşun-çinko, perlit yatakları bulunmaktadır.

Seferihisar’ın bulunduğu alan eski bir yerleşim yeridir. Bugünkü Seferihisar’ın 5 km. uzağında, Sığacık Köyü yakınındaki MÖ.X.yüzyılda kurulan Teos antik kenti bulunuyordu. MÖ.VIII.yüzyılda İonia bölgesinin 12 büyük kentinden (Miletos, Priene, Mynus, Ephesus, Kolophon, Lebedos…) ile beraber Ion birliğinin biri olan Teos Lydia ve Pers egemenliği altında kalmıştır. Pers istilası sırasında kent halkının bir bölümü Güney Trakya’daki bir koloni kenti olan Abdera’ya göç etmişlerse de anakent ile bağlarını koparmamışlardır. İon kentlerinin Perslere karşı ayaklanması nedeniyle MÖ.494’te İonialıların Perslere karşı yaptıkları Lade Deniz Savaşına Teos 17 gemi ile katılmıştır. Savaşın ionialılar tarafından kazanılması üzerine buradan göç eden halk tekrar Teos’a dönmüşlerdir. Yöre MÖ.407-406 yıllarında Spartalıların yönetimine geçmişse de MÖ.349’da yeniden bağımsızlığını elde etmiştir. Helenistik (MÖ.300-MS.20) Çağda en parlak dönemini yaşamıştır. MÖ.394 depreminde büyük zarar görmüş Lebedos ile Teos’un tek bir şehir haline getirilmesi düşünülmüşse de yöre MÖ.332’de Büyük İskender’in generallerinden Lysmakhos’un eline geçmiştir. Lysmakhos Ephesos kentini yeniden inşa ettirmiş ve yeterli nüfusu sağlamak için Teos ve Lebedos’daki halkın bir kısmını Ephesos’a nakletmiştir. Antik Çağlarda kültür ve sanat yönünden son derece ileri düzeydeki bu yerleşim Makedonya, Seleukos, Roma ve Bizans dönemlerini yaşamıştır. Bu dönemlere ait kalıntılar günümüze kadar ulaşmıştır. Sefrihisar´a gelindigi zaman mutlaka görülmesi gereken yerler arasinda Sigacik,Teos,Heraklia antik kenti,Kolophon yani Degirmendere,Myonnesos´dur.

SIGACIK:Sığacık ismi, kentin sığınak olarak kullanıldığı dönemlerden kalma. Antik Teos kentine ev sahipliği yapan Sığacık, sevimli bir tatil kasabası.
Pırıl pırıl bir denize sahip olan beldede denize girebileceğiniz birçok yer bulunuyor. Akkum Plajı giriş ücreti ve mütevazı tesisleri ile günboyu faydalanabileceğiniz geniş bir koyda yer alıyor. Ege’nin berrak denizinde sualtı doğa güzelliğini seyretmek ve dalış yapıp zıpkınla balık avlamak isteyen meraklılar için bölgedeki diğer koylara bot gezileri düzenleniyor. Çevredeki koylardan biri de Ekmeksiz koyu. Poyraz tutmayan koy, dipten denize karışan tatlı kaynak suları sebebiyle diğer denizlere oranla daha soğuk. Koyun yamaçları ise piknik masaları ve yerleri ile dolu.
Koy çok sayıda balık restoranına ev sahipliği yapıyor.
Seferihisar’ın 6 km batısında kıyıda buram buram tarih kokan küçük bir balıkçı yerleşimi vardır. Selçuklular Dönemi’nde yapıldığı varsayılan oldukça iyi korunmuş bir sur ile çevrili bu mahallenin adı Sığacık’tır. Teos’un ikinci limanı olarak tanımlanan bu yerleşim Gerrhaiiidigerektikos-Sığla adları ile de anılmıştır.
Olasılıkla Kaptan Piri Reis’in önerisiyle yapılmış olan Osmanlı kalesi XVI yy.dan kalmadır. Aslında iki katlı olan kalenin kalan tek katının surlarına, iki kulenin gizli merdivenlerinden tırmanabilirsiniz. Palak Mustafa Paşa tarafından yaptırılan Sığacık Kalesinin, Kuşadası, Ayasuluk, Seferihisar olarak adlandırılan üç tane kapısı vardır.                                                                            

TEOS: Teos harabeleri Seferihisar ilçesine 5 km. uzaklıkta bulunan Sığacık Köyünün 1 km. güneyindedir. Bazı tarihçilere M.Ö. 1050-1000 yıllarında kurulmuştur. Kurucusu Dionysos’un oğlu Athamas olarak bilinir Teos, 12 İon kentinden biri olup, yolun hemen kenarındaki Dionysos Tapınağı M.Ö. 2.yy. başlarında Priene’li Hermogenes tarafından inşa edilmiştir. Anadolu’daki Dionysos adına yapılan tapınakların en büyüğüdür. Roma imparatorluğu döneminde sıkça onarılmış ama yine de depremlerden çok zarar görmüştür.
Kuzeybatıda, 500 m. ilerde Hellenistik surlar, tiyatro, akropolis ve gymnasium yer almaktadır. Bulunan yazıtlardan 3 sınıflı gymnasiumda ikisi spor, biri müzik olmak üzere üç öğretmenin bulunduğu anlaşılmış. İonialı Aktörler birliği ilk kez M.Ö.3. yüzyılın sonuna doğru Teos’ta kurulmuş ve oyuncular Teos’u merkez olarak kullanarak çeşitli yerlerde temsiller vermişlerdir. Teos’ta Hellenistik ve Roma çağı eserleri bulunmaktadır. Bunların en önemlileri arasında Dionysos tapınağı, Agora, Tiyatro, Odeon, Surlar ve Liman kalıntılarıdır.Osmanlılar Sığacık’ta 1522 yılında deniz üssü olarak kullanılan bir kale inşa etmişlerdir. Günümüzde kale kalıntılarını, Dionysos Tapınağı ve tiyatro kalıntılarını belirgin bir şekilde görebilmekteyiz.

KOLOPHON (DEĞİRMENDERE) :Kolophon İonia’nın en eski ve en önemli kentlerinden biri idi. Kent, M.Ö.7. yüzyılın sonunda ya da 6. yüzyılın başındayaşadığı bilinen İzmirli ya da bu kentin bir yerlisi olan, ozan Mimnermos’un bir şiirinde "Asya’nın büyüleyici kıyısı" üzerinde bulunan "sevimli Kolophon" olarak geçmektedir. Mimnermos aynı zamanda kentin Neleus’un öncülüğündeki Pyloslu göçmenler tarafından kurulduğunu belirtmektedir. İzmir, özünde bir Aeol kenti idi; sonradan belki de M.Ö. 8. yüzyılın ilk yarısında Kolophon’dan İonialıların gelişi ile, bir İon yerleşmesi olmuştur. Kolophonlular, topraklarının verimliliği ve denizcilikteki ustalıkları nedeniyle çok varlıklıydılar. Kentlilerin zenginliği, rahat yaşam biçimini aşırı lükse dönüştürdü. Zaman zaman lüks giysili ve misk kokusu sürünmüş olan binden fazla erkek agorada gezinirdi. Antik yazarların düşüncesine göre lüks yaşam, Kolophon’un gücünü yitirmesine neden olmuştur. Buna karşın, Kolophonlular, eskiden M.Ö. 8. ve 7. yüzyıllarda savaşçı olarak ve özellikle binici olarak ünlü idiler.

HERAKLİA ANTİK KENTİ Seferihisar’ın 6 km kuzeyinde bulunan Düzce Köyü doğrudan bu antik kent üzerine kurulmuş ve yakın zamana kadar da "Hereke" olarak anılmıştır. Antik kentten görebileceğiniz yalnızca yörede kullanılmış bol miktardaki taşlardır. Bunlardan en ilginci hamamın batı duvarındaki, tanrı Herakles’e gymnasion başkanının adadığı sunu taşıdır. Düzce’de en çok dikkati çeken yapı Selçuklu Dönemi’nden kalma avlulu bir medrese kalıntısı ile yanıbaşındaki camidir. Medresenin, üzeri kubbeli revaklarının yarısı ile hücre şeklindeki ocaklı odaları iyi korunmuş durumdadır. Revaklar sivri kemerlidir.

MYONNESOS Gymnasiumun güneyinde uzakta küçük bir ada dikkatinizi çeker. Çıfıtkale ya da Korsan adası olarnak ta anılan bu antik kent Sefirihisar’ın 16 km güneyindedir. Kıyıdan 80 m uzaklıkta olup yürüyerek geçilebilir. 60m yüksekliğindeki bu kaya adanın üzerinde kale kalıntıları vardır. Bir İon kenti olmasına karşın uzun yıllar korsanlara ev sahipliği yapmıştır. Şimdiki kale kalıntıları burayı Selçuklulardan kalmıştır. Denizden botla gidildiğinde "Bölmeler" olarak adlandırılan deniz içindeki sıcak su kaynakları da görülebilir
.