Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

gezelim-görelim

Anadolu gecmis uygarliklari sergileyen dogal bir müzedir

Akyaka

Akyaka
Gökova Körfezi kıyısındaki Akyaka, sırtını, dimdik yükselen Sakartepe'ye dayandığı için soğuktan korunmuş, sakin, huzurlu, gürültüsüz bir tatil cenneti oluvermiş. Akyaka, bünyesinde gizlediği sayısı
z sürprizleriyle özellikle tatilcilerin gözdesi.
Mu
ğla'dan ayrılıp Marmaris yönüne giderken Sakartepe çikar önünüze. Ve gözünüze sığmayan manzarası ile Gökova körfeziyle karşilaşirsınız birdenbire. Artık, şöyle bir durup; hem soluklanıp mola verebilirsiniz, hem de doyumsuz panoramayı içinize sindire sindire seyredebilirsiniz. Sakartepe'nin eteğinde Akdeniz'in kalbi Gökova ile kucaklaşan yeryüzü cenneti Akyaka'ya gidiyoruz. Akyaka, bünyesinde gizlediği sayısı
z sürprizleriyle tatilci ailelelerin gözdesi.
Mu
ğla'dan Marmaris yönüne gidişte Sakartepe'ye gelince Gökova körfezi, gözünüzün alabildiğine uzanır. Geniş ve çok şeritli rampa sizi döndüre döndüre indirdiğinde uçaktaymış gibi görünen manzarayı seyrederken 934 metre yüksekliktesiniz. Deniz seviyesine doğru inip, kavşağa yaklaşirken sağınızda "iskele" tabelası belki dikkatinizi çekmez bile. Öyle ya önünüzde ip gibi uzanan, araç kullanmanın en çok haz verdiği yollarımızdan biri olan Okaliptus ağaçlarının tünelinde Marmaris'e veya yanındaki yoldan Köyceğiz, Dalyan, Ekincik, Fethiye, Göçek gibi tatil merkezlerine gitmek var. İşte Sakar geçidi inişini bitirirken sağa ayrılan yolu takip ederseniz gerçek bir yeryüzü cennetine, bir çesit huzur sığınağına ulaşirsınız. Burası Gökova sahilinde yer alan küçük, sevimli, hepsi birbirinden cazip alımlı, eğ
itici güzellikte evleriyle Akyaka köyü.
Mimarisi çok farkl
ı Akyaka'da, beton apartman bitişik yapılaşma yok. Yörede evler, Muğla'nın Ula İlçesi'ndeki eski evler örnek alınarak inşa edilmiş. Mimari dokuya konaklama tesisleri de uyunca tümüyle harika bir köy oluşmuş. Şayet ev yaptırma projeniz varsa, sizi seçmekte kararsız bırakacak birçok örnekle karşilaşabilirsiniz. Yöre mimarisinin öncüsü; Türkiye'nin birçok yerinde eserler bırakan 1983 Uluslar arası Ağahan Mimarlık ödülünün sahibi Nail Çakirhan. Mimarlık eğitimi olmamasına karşin kendi yaptığı, geleneksel mimari özellikleri taşiyan eviyle bu ödülü alan Çakirhan, Ulalı yapı ustalarıyla çalisarak ahşap ağırlıklı diğer evlere de ruh ve can katmış
.
E
şsiz güzellikteki Gökova Körfezi kıyısındaki Akyaka, sırtını, dimdik yükselen Sakartepe'ye dayadığı için kuytuda kalıp, soğuktan korunmuş, sakin, huzurlu, gürültüsüz bir tatil cenneti oluvermiş. İklim itibariyle dört mevsim yaşanır Akyaka'da rüzgar hafif hafif, ılık, temiz, deniz kokulu esiyor. Kısa süre sonra etkisini farkediyor, dinlendiriciliğinin yanısıra iştah açıcı olduğ
una da karar veriyorsunuz.
Denizle kucakla
şan çam ormanı gözünüzü okşuyor, dereler üzerine kurulu restoranlar, sazlar arasında yüzen ördekler masanızda kalan ekmek lokmalarını beklercesine etrafınızda dolaşi
yor. Estetik ortam ruhunuzu dinlendiriyor.
Akyaka giri
şinde küçük bir çarsi pizzacı, PTT, market ve bazı konaklama tesisleri önünden geçip sola devam ederseniz Yücelen Otelin bulunduğ
u, bebeklerin

bile yüzebileceği 200 metre devam eden sığlıktaki pürüzsüz kumlu plaja geliyor. Ana yoldan düz devam edenler orman içi dinlenme tesislerinin bulunduğu alandan devam ederek, iskele mevkii burnunun sağına geliyorlar. Kıyıda bir restoran ve çinar plajına uzanan asfalt sahil yolu bulunuyor. Yaz aylarında coşan kırmızı çiçekli zakkumlarla kaplı koy Kaputas, Ulaş plajlarında olduğu gibi birkaç metre sonra derinleşiyor. Bu sayede dalgada dibi karışmayan deniz, eşsiz mavi tonlarına sahip rengiyle konukları büyülüyor. Her zaman berrak ve Gökova mavisini taşiyan denizin sahili renkli küçük taşlarla kaplı. Koyda taşların açık renkli düzgün yüzlerine kısa dörtlük şiirler yazmak veya su dolu kavanozlara koyup renklerini seyretmek için taş toplayanlara da rastlanıyor.
Akyaka sahilinde Çinar plaj
ı yolu üzerinde yer alan Eski İ
skele'den(Maden

İskelesi) 1950'den 65 yılına kadar Sıtkı Koçmanın krom madeni ihracatı yapılmış. Aynı iskele Osmanlı İmparatorluğu Arap ülkelerine tahıl ihraç iskelesi olarak, daha öncesinde ise Mısırlılar hurma, kumaş getirmek için kullanmışlar. İskelenin Doğu Bizans döneminde şarap, narenciye ihraç iskelesi olduğu da biliniyor. Anadolu'dan getirilen mallar bu iskeleye girişte ve çikista katır taşimacılığı ve 40 kürekli teknelerle yapılmış. Osmanlının gümrük ambarı olarak kullanılan dört duvar olarak günümüzde de varlığını sürdürüyor. Akyaka'dan Akbük'e kadar olan orman arazisi sit alanı olarak korunuyor ve iskan izni bulunmuyor.
Akyaka yak
ınlarında bir başka ilginç koy ise Marmaris yolu üzerinden ayrılan ve Sedir Adası'nın biraz ilersinde bulunan Boncuk Koyu. Özellikle su altına meraklıların dalış yaptığı koy'a yarım kilo ağırlı
kta

köpek balıkları yumurta bırakmaya geliyorlar. 100 yıllık tarihi boyunca herhangi bir tehlikeli olaya rastlanmayan koyda balıklar izlenebiliyor.
Sahil yürüyü
şleri, su sporları, balık avcılığı, tekne gezilerine katılmak, sığ plajın kum hareketlerini fotoğraflamak, piknik yapmak, sahil restoranları, cafe ve çay bahçelerinde oturup sessizliği dinlemek köyde yapabilecekleriniz arasında. Antik kentlere meraklıysanız Prienne, Milet, Didim, Harekleiea stratonikaie, Kaunos gibi ören yerlerini gezebilirsiniz. Sessizlik ve sakinlikten sıkılıp bir antrak vermek isterseniz 32 km uzaklıkta Marina yaşantısı, alışveriş, moda, müzik ve eğlencenin her türlüsünün yaşandığı Marmaris genişletilmiş yeni yoluyla yanıbaşinızda.

Yedigöller

YEDİGÖLLER

Sessiz ve sakin tabiatı, güzel manzaraları,farklı arazi şekilleri, şelaleleri, yürüyüş yolları, çesitli cins ve türde bitki ve ağaçlarla süslü çevresiyle mükemmel bir piknik, dinlenme, sakinlik, ferahlık, fotoğraf çekme, spor yapma, kamp çadir kurma yeri olan Yedigöller'e en uygun ziyaret zamanı nisan mayıs ayları denebilir. Yedigöller parkı 238 adet farklı bitki türünü içermektedir ve ülkemizdeki en güzel karışık doğal ormanlarına sahiptir.Sonbahar ve kış mevsiminin en güzel yaşandığı yerlerin başinda, hiç kuşkusuz Bolu, Yedigöller geliyor. Doğa severlerin yorgunluklarından sıyrılıp, doğayla başbaşa kalabilecekleri dinlendirici ortam, birçok güzelliği gözler önüne seriyor.

Batı Karadeniz Bölgesi'nde, dere, ırmak ve vadiler arasında yer alan Yedigöller Milli Parkı, çesit çesit ağaç bezeli, ortasında yüzük taşi gibi göllerin yer aldığı bir yöremiz. Yeşilin her türünün görülebildiği ortamda, pırıl pırıl, oksijeni bol, soğuk sularda yaşayan alabalıklar, yaban hayatının parçası. Geyikler, karacalar, tilki, sincap, tavşan ve kuşlar da cabası.Yedigöller'e adını veren yedi göl, vadi boyunca yer kaymaları ve vadi önlerinin tıkanmasıyla ortaya çikan çukurlardan meydana gelmiş. Karadeniz suyunun yardımıyla oluşan heyelan gölleri, Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl isimleri ile anılıyorlar. Göller çevrelerinde oluşan bitki yapısı itibariyle her biri ayrı karakter taşiyor. 2900 hektarlık Yedigöller Milli Parkı içinde kayın, meşe, gürgen, kızılağaç, karaağaç, karaçam, dişbudak, sarıçam, köknar, ıhlamur gibi ağaçlar var. Fındık, alıç, üvez türü bodur bitkileri, eğrelti otlarını ve rengarenk çiçekleri de unutmamak gerek. Her mevsim değişen renk tonlarına sahip 200'ü aşkın çesidiyle bitki örtüsü, sabah ve akşam saatlerinde ormanın derinliklerine süzülen asil ışıklarla olağanüstü güzellikte bir renk armonisi sergiliyor. Dinlenme, gezi, piknik amaçlı gelenler olduğu kadar, botanikçiler, hatta fotoğraf tutkunlarına da rastlanan Yedigöller de doğa, ziyaretçilerine mükemmel bir görsel şölen sunuyor. Kademeli vadide yer alan yedi gölün aralarındaki çaglayanlar, seyir terasları ile görsel lezzet yöreye has özelliklerle bütünleşiyor.

 Göllerin arasında
Dört mevsimde dört ayr
ı güzellik taşiyan yörede, şüphesiz en şiirsel ortam sonbaharda yaşanıyor. S
ık çam ağaçları arasından Yedigöller'in kalbine Bolu yönünden inenleri, önce küçük bir kulübe karşilıyor. Arazi düzleşince Orman Bölge müdürlüğünün konaklama üniteleri karşinızda yer alırken, solunuzda tarifi kelimelerle ifade etmenin oldukça zor olduğu iç içe girmiş iki şirin göl, görenleri tam manasıyla büyülüyor. Birinci gölün kıyısında yürümeye başladığınızda uzun boylu ağaçlar etrafınızı sararken doğanın gizli, saklı ikinci sürprizi yansıyan ışıkları ile sizi teslim alıyor. Bu bölümde doğa yapısı göle güçlü bir akustik sağlıyor. Konuşmalarınız, çevredeki kuşların seslerine karışan suses efektleri bile, ekolu ve farklı duyuluyor.! Göl yüzeyinin bir kısmını yeşil bitki örtüsü örterken gölün uzak kıyısı yosunsu bitkiler, bodur çaliliklarla son buluyor. Ayrılmak istemiyorsunuz fakat, gezi parkuru kuytu bölümleriyle ziyaretçileri daha bir çok
kez şaşirtmaya devam ediyor. Konaklama üniteleri önünden göl isimleri veyerlerinin gösterildiği harita panoya paralel ilerlediğinizde araçların park edildiği alan bitiminde daha büyükçe bir göl ile,küçük çapli şelalelerin oluştuğu bölüm sağınızda kalırken, solunuzda beliren panoramik tablo karşisında ifade zorluğu yaşiyorsunuz. Bu bölüm piknik masaları ile düzenlenmiş, kıyıda bir de ağaç masalı teras barındırıyor. Tartışmasız Yedigöller'in en keyifli bakışısına sahip teras ve çevresi, her mevsimde suya vuran farklı renklerle başkalaşan kocaman göl yüzeyinde, ayna misali gördüklerinizi ikiye katlıyor. Zamanın durduğu hissine kapılmanıza neden olan durgunlukta, tüm kaslarınız gevşiyor, eğer varsa kafanızı kurcalayan sorunları unutabiliyorsunuz. Tek tük kapı çalinir gibi duyacağınız tak tak sesinin nereden geldiğini merak ederseniz başinızı ağaçların uç kısımlarına doğru bakarak bu merakınızı giderebilirsiniz.! Gri renkli gövdeleri, güçlü gagaları ve kuvvetli boyun yapısına sahip ağaçkakanlar, bıkıp usanmadan çikardiklari seslerle varlıklarını hissettiriyorlar.
Sonbahar
ın lütfu, kızarıp dökülen yapraklarla adeta kırmızı halışenmiş gibi uzanan zemin üzerinde yürürken bazen ilginç şekilli, melon şapkalı oldukça iri mantarlar fotoğraf severlere kompozisyon olabiliyor. Büyük gölün en süslü yerini kolye misali ahşap bir köprü tamamlarken, kıyı yamaçları ağaç masalar ters ışıkla yıkanıp renkleniyor. Özellikle Güneşin dik geldiği ögle saatlerinde aydınlanıp, sihirli renklere boyanan Büyük Göl ve diğerler göller, günün ilerleyen saatlerinde ışık huzmelerini çabuk kaybedip, akşama da erken veda ediyorlar.
Kamping için çok uygun olan Yedigöller içerisinde Orman Bakanlıgı tesislerinden 40 yatak kapasitesine sahip bungalov evleri bulunmaktadır. Burada kalmak isterseniz öncelikle rezervasyonunuzu yaptırmalısınız Rezervasyon Tel: 0.312.2126300 / 2266

 

 

Datca

Datca coğrafi bölge olarak Ege Bölgesi’ndedir. Dağlık ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Datça Yarımadası’nın en yüksek noktalarını Bozdağ (1174), Kalecik Dağı (881), Karadağ (786), Emecik Dağı (704), Yarık Dağı (615) gibi dağlar oluşturur.

Arazinin % 66’sı orman alanı, %18’i seyrek çalilik ve kayalık olup sadece % 16’sı tarım alanıdır. Kızlan Ovası, Burgaz Düzlüğü, Reşadiye Ovası ile kıyı düzlüklerinin en önemlilerinden olan Karaköy, Palamutbükü ve Mesudiye, ilçenin ovalarıdır.

Yüzölçümü 446 km² olan yarımadanın 235 km’lik sahil bandı, dantel gibi büyüklü küçüklü 52 koyla bezenmiştir. Marmaris ile Datça sınırını teşkil eden Balıkaşiran’da (Datça’ya 64 km) kara genişliği, yöresel olarak "balık aşiran" denilen bölgede 1 km’ye kadar inerken en geniş yeri 17 km’dir. Marmaris’ten Datça’ya 70 km’lik bir karayolu ile ulaşilmaktadır. Yaz aylarında Datça-Bodrum
arasında çalisan feribot seferleri ile Bodrum’a 2 saatte ulaşilmaktadır. Datça’ya Milas Bodrum ve Dalaman
Havalimanları yoluyla yurtiçi ve yurtdışı hava ulaşimı sağlanmaktadır.

Datça, tipik bir Akdeniz İklimi'ne sahiptir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Üç tarafı denizle çevrili Yarımada’da yazın esen serin kuzey rüzgarları, kavurucu sıcakları yok eder. Nem oranı ortalama %58 olan Datça’da yılın 300 günü güneşli geçer.

Knidos

Reşadiye Yarımadası'nın ucunda yeralmaktadır.Kazılarda tarihinin M.Ö VII.a kadar dayandığındığı anlaşilmıtır.Reşadiye Yarımadası'nda M.Ö IV. yüzyılda Kuzeydoğu'da yaşamışlar.Teselyo'dan gelenler güneye yerleşmişlerdir.

Heredot'a göre Spartalılar Knidos'u bir koloni kenti olarak kabul etmişlerdir.Fakat zamanla güçlenmişler,Fenikeliler sayesinde denizcilikte çok ilerlemişler,tersaneler kurmuşlardır. Lydialıların saldırılarına karşi korunmak için Reşadiye Yarım Adası'nı karadan ayırmaya çalismislardir.Daha sonradan kazdıkça kaya çikmistir ve bu kayaların sertliğinden dolayı kazıları yavaşlamıştır.Bu olayın üstüne Pers saldırıları başlayınca tamamlayamamışlardır. Bu saldırılar sırasında Persler zarar vermemiş.
Bu dönemde Knidos Şarap ihraç eden önemli merkezlerden biriydi.
Daha sonra İskender'e boyun eğmişler.Fakat bu dönemle ilgili pek ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.Roma ile Seleukos kralı arasındaki savaşta Roma'nın tarafını tutmuş,Bergama'ya katılmışlardır.
Bİzans Dönemi'nde silik bir dönem geçirmişlerdir.Bir süre piskoposluk merkezi haline gelmiştir. Fakat M.S VII'te tamamen terk edilmiştir. Knidos tarihini aydınlatmak amaçlı yapılan ilk kazılar,İngiliz Charles Newton tarafından 1856-1858 yılları arasında yapılmıştır.
Knidos çok önemli bir ticaret merkzi olması kadar bir kültür ve sanat merkezidir.Dönemin en ünlü helkeltraşları arasında yeralan Praxiteles'in yaptığı Knidos Aphrodite Tapınağı'nda bulunan Knidos Afroditi çok önemli bir sanat yapıtıdır. İon kentlerinin de katılmasıyla düzenlenen dini festivallerde sanatçılar hep Aphrodite'i ön planda tutmuşlardır.
M.Ö 450 yılında Polynotos'un yaptığı duvar resimleri çok önemlidir.Gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu bulan ünlü Astronom Eudoxos da Knidos'ta yaşamıştır.İskenderiye Feneri'nin mimarı Sastratos da Knidos'ta yaşamıştır.
Strabon,Knidos'un kıyı boyu ile önündeki adada kurulduğunu belirtir.Ada ile kara arasındaki deniz doldurularak,iki ayrı liman elde edilmiştir.Kuzeydeki küçük limana "Kuzey Liman" denilmiş ve askeri amaçla kullanılmıştır.Güneydeki liman ise ticaret amaçlı kullanılmıştır.Şu an bile Liman ağzıdaki mendirek ile Kuzey Liman'daki kulenin kalıntıları bulunmaktadır.

Knidos Hippodamos'un ızgara plan düzenine göre yapılanmıştır.Doğu-Batı doğrultusunda birbirine paralel dört geniş cadde,kuzey ve güney doğrultusundaki dik bir cadde ile kesişmiştir.Arazi konumuna uygun bir biçimdecadde ve sokaklar bazen merdiven,bazen de dik birbirlerini kesmişlerdir.Kuzey ve güney doğrultusundaki ilk caddenin batısnda agorası yer alır.Askeri liman kuzeyindeki agoranın iki tarafına sonraki devirlerde antik taşlardan yararlanılarak büyük bir kilise yapılmıştır.Kuzeye doğru,Dor Hexaopisinebağlı kentlerin her dört yılda bir festival düzenledikleri Apollon Karneisos Tapınağı'na ulaşilır.Dor üslubundaki tapınağın kuzeyinde yapılan kazılarda dikdörtgen planlı bir sunak bulunmuştur.Sunağın yeraldığı terasın arkasında ise Helenistik duvar işçiliğinin örnegini veren bir başka teras daha bulunmaktadır.Oturma kademelerini anımsatan basamakların da bulunduğu alanda 1972 yılında bir tapınak kalıntısı bulunmuştur.

Datca
Yarımadası, Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilmiş olması dolayısıyla bozulmamış doğası, 235 km.lik sahil şeridi ve 52 koyu, zengin flora ve faunası, Knidos Antik Kenti ile gelecekte en önemli turizm merkezlerinden birisi olmaya adaydır. Eko turizm için geniş imkanlar mevcut olup, Bodrum ve Fethiye arasında yoğunlaşan ülkemiz yat turizminin odaklandığı bir yer olarak önemli bir yer taşir.

Öte yandan yörelerimizde tatillerini geçiren yerli ve yabancı turistler için trekking, sörf, yelken gibi doğa ve su sporlarının yapılabileceği ideal ortamlara sahiptir. Sürekli esen rüzgarı ile nemin hissedilmediği tatil imkanını sağlaması ve bol oksijeni dolayısıyla sağlık turizmi için de ideal bir yerdir.

Turizm, ilçenin ekonomik hayatında son yıllarda hızla önem kazanmış ve halkın önemli gelir kaynakları arasında yer almaya başlamıştır. Bu olguya paralel olarak, ilçede konaklama imkanını arttıran tesislerin sayısının yıldan yıla hızla arttığı gözlenmektedir. Datça Yarımadası, Bodrum ve Marmaris’ten "Mavi Yolculuk" düzenleyen tekneler için oldukça önemli bir güzergah olmaktadır. Datça Limanı’na giriş-çikis yapan tekneler arasında, Ege Adaları'ndan gelen tekne ve yatlar önemli bir yer tutar. Yunan adalarından, özellikle Rodos ve Sömbeki adalarından, ilçeye Cumartesi günleri teknelerle alışverişe gelen Yunanlılar, ilçeye döviz girdisi sağlamaktadırlar. Turizm sezonu dışında sürdürülen inşaat çalismalari, kış aylarında tarımın yanında ekonomik hayatı canlı tutmaktadır.

Gezilecek Yerler

Mesudiye

Knidos yolundan sola sapınca çamlar arasından ilerleyen üç km'lik yol Mesudiye Köyü'ne oradan da iki km daha ilerleyince Kızıl Bük koyuna çikiliyor.Hayıt Bükü ve Ova Bükü gibi yaz gözdesi koylarda Mesudiye sahilinde.Mesudiye'nin verimli toprakları tarıma çok elverişli.Mis kokulu domatesler yetiştiriyorlar

Palamutbükü

Tekne turuna katılanlar yada yatlarıyla gelenlerin durmadan ve balık lokantalarına uğramadan geçemediği güzel bir koydur.Çiplak tepelerin yumuşak bir eğilimle denize kavuştuğu upuzun bir kumsal oluşturduğu kumsal boyunca ağaçlıklar içinde köy evlerinin pansiyonların ve yazlık evlerin sıralandığı limanda balıkçı tekneleriyle birlikte yatların demirlediği bir güzel yerdir.Palamutbükü 2 km uzunluğundaki kum ve çakil karışımı kumsalında denize girebilirsiniz.Deniz çok temiz açığında bir küçük ada ve bir de tekne barınağı bulunuyor.Konaklamak için pansiyonlarda mevcuttur.

Knidos

Knidos M.Ö.4. yüzyılda ticari nedenlerle Tekir Burnu'na taşinır.Hippodamus planına göre kurulan şehirde birbirinden güzel tapınaklar,kutsal alanlar,tiyatrolar ve görkemli binalar yapılır.Çok sayıda bilim adamı ve sanatçı yetişir.Tarihin ikinci büyük ve önemli tıp okulu Knidos'ta açılır.Heykeltraş Praksiteles tarafından çiplak olarak yapılan güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit Heykeli'nin güzelliği dillere destan olur.Sadece bu heykeli görmek için uzak diyarlardan Knidos'a ziyaretçi akını başlar.

Eski Datca

Datça'ya yolunuz düşerse Eski Datça'yı mutlaka görmelisiniz.Adının EskiDatça olduğuna bakmayın.Datça'nın üç mahallesinden en düzenlisi ve son yıllarıngözde mekanlarının yer aldığı yer aldığı bir yer burası.Eskiliği ilk yerleşim yeri ve yıkılmış eski binaların yoğunlukta olması.Şimdi o yıkıntılar tek tek ayağa kaldırılıyor ve el yakan paralarla satışa sunuluyor.En fazla iki katlı olan eski Datça evleri,bir sanat ürünü taş işçiliği ve begonvillerle süslü dar sokaklarla görsel bir zenginlik kazandırmış.Eski Datça kimliğini arayan kentlere adeta adres gösterir gibi bir mimarlık harikası.Eski Datça'nın bu görsel zenginliğinin yanı sıra ünlü şairimiz Can Yücel'in son yıllarını yaşadığı ' Eski Datça''ya turizm firmaları tur düzenlemeye başladı.Can Baba'nın yapıtlarının sergilendiği ve Yücel Ailesi'nin ziyaretlere açık tuttuğu 'Canevi'ni de mutlaka görmelisiniz.Datça'nın ilk kurulduğu yer burası.M.Ö.4.yüzyılda kurulan seramik atölyeleri,yapılan kazılar sırasında ortaya çikarildi.İskele mahallesi'nden 2.5 kilometre uzaklıktaki sarı sarı tabeladan döndüğünüzde kendinizi "Eski Datça" mahallesinde bulacaksınız.Datça isminin 'Stadia' kelimesinden geldiği düşünülüyor.Eski ,Datça'nın mimarisi tamamen yöreye uygun,tüm yapılar taş örgü,sokakları taş kaplama.Eski Datça Mahallesi yaşayanların koruduğu yerlerin nasıl güzelleştiğine tam bir örnek.Bir de alçak gönüllü bir sokağı var:Can Yücel Sokağı...Can Yücel'in evininde bulunduğu Eski Datça arkeologların da kazı merkezlerinden birisidir.Ancak Can Babanın mezarı bu mahallede değil,iskele Mezarlığı'nda bulunuyor.Eski Datça'nın bir diğer özelligide yeldeğirmenleridir

Gebekum

Datça'ya 4 km kala Yeldeğirmenlerine gelmeden önce perili köşk tabelasınıgördüğünüz de sola 1 km lik toprak yola sapıyorsunuz.Yol sizi kumsala ulaştırıyor.Uzunluğu 7 km yi bulan kumsalı olan Gebekum denize girmek için çok uygun.Kumsal rüzgarın da etkisiyle kendisini çogaltiyor ve yayılıyor.Karşisındaki adaya denizden yürüyerek ulaşmayı sağlayan bir de sığlık oluşmuş kumsal hareketleriyle.

Özür.....

Degerli internet kullanicilari,dost ve tanidiklar;ev degisikligi ve bu degisikligin verdigi karmasadan dolayi yazilarima bir süre ara vermek zorundayim.Haliyle özelden gönderdiginiz E-mail lerede bir süre cevap yazamayacagim.Simdiden özür dilerim;temennim en kisa sürede kaldigim yerden bol icerikli tanitim yazilariyla devam etmek…………….

Görüsmek dilegiyle

Kaan

Letoon Antik Sehri

Letoon

 Xanthos kentinin karşısında Eşen Çayı'nın sağ tarafında Bozoluk denilen yerde Apollon ve Artemis'in annesi Likyalılann Ana Tanrıçası Leto onuruna kurulmuş ufak bir yerleşim yeridir. Burası, Likya halkının federe dini merkezi ve dinlenme kutsal alanı idi. Letoon, ya da Leto tapınağı, 1841 yılında, bir İngiliz deniz subayı Hoskya tarafından ortaya çıkarılmıştır.1962'den beri sürdürülen kazılarda İÖ 6. yy'dan kalma eserler bulunmuş ve Artemis, Apollon ve Leto'ya ait üç t